Kuşatma, İsyan ; Eşikteki Türkiye (Bölüm 3)

17* Vur-kaç kapitalizminin piyasayı vurabilmesi için devletin piyasaya müdahale yeteneğinin kısıtlanması gerekir. Devlet yani merkez bankası bir kriz esnasında piyasaya dolar vererek fiyatları düşürebilir. Böylece vur-kaç kapitalizminin başarı şansı söner. Lakin ya merkez bankası’nın rezervi biterse? İşte 1999 ve 2001’de olan budur. 1990’lı yıllar boyunca merkez bankasının rezerv biriktirmesi engellendi. Kit dediğimiz devlet kurumları daima yolsuzluklarla açık verdi. Açık veren kit’ler borçlandı. borcunu ödeyemeyince de merkez bankası devreye girdi. Böylece merkez bankasının rezerv biriktirme kabiliyeti azaldı.

18* Bu dönemde piyasaya yabancılar tarafından makul ölçüde yatırım geldi. Piyasa canlı tutuldu. Böylece vatandaş yatırıma çekildi. Bankalara paralar yatırıldı. İşte vurgun burada gerçekleşti. Bankalardaki paralar hortumlanınca devlet güvencesi devreye girdi. Zira bankalarda devlet güvencesi bulunuyordu. Hortumlanan paraları devlet telafi edince merkez bankası rezervleri iyice azaldı. Bu miktar 2001 yılında 25 milyar doların altındaydı. Özetle, merkez bankası rezervleri minimize olunca, vur-kaç kapitalizmi için ideal ortam oluştu. Yabancı yatırımcılar paralarını aniden çekince piyasalar şok etkisi yaşadı. Ortada dolar kalmadı. Yatırımlar durdu. Devlet kısıtlı imkanlarla yine merkez bankası rezervlerini piyasaya enjekte etti. 2000 yılında, yatırımcı tekrar ülkeye geldi. Yalancı bir bahar yaşandı. Ve 2001 yılında asıl vurgun yapıldı.

19* Esnafın yazar kaza fırlatması, Sezer’in Ecevit’e anayasa fırlatması veya Bahçeli’nin hapşırması… Hepsi önemsiz. Zira ekonomi krize uygun hale getirilmişti. Sadece yabancı yatırımcının vurup kaçması gerekiyordu. Sezer kitabı fırlattı ve yabancı yatırımcı vurup kaçtı. Bahçeli grip olduğunda da kaçabilirdi. Lakin o zaman hükümete duyulan güven çökmezdi. Yatırımcı, siyasal bir krizle beraber kaçınca, bu sayede hükümetin prestiji bitecekti. Nitekim 2002 seçimlerinde hükümetin hiç bir üyesi meclise girememişti. Sonrası malum. Aşırı borçlu bir devlet. Rezervi olmayan bir merkez bankası. Durmuş bir piyasa… Yani istikrarsız bir ekonomi.

20* Nasıl ki savaşı kaybeden sultan Mahmud taviz verdiyse, ekonomisi çöken Türkiye de taviz verdi. önce Kemal Derviş, ardından imf ve son olarak George Soros. Bir prens edasıyla ülkeye geldi, mecliste belirdi ve etrafını saran milletvekili ile gazetecilere emin bir ifadeyle Türkiye’yi kurtarmak için yatırımlarını getireceğini söyledi. Ve ekledi, “Ama önce şu Kürt meselesini çözmelisiniz.”

21* Avrupa birliği Türkiye’nin önüne yüzlerce yasa koydu ve Türkiye bu yasaları jet hızıyla sadece bir kaç ayda çıkardı. Yasalar çıkınca, imf kredi vermeye ikna oldu ve Türkiye ekonomisini tamir etmeye başladı. Peki o yasalarda ne yazıyordu? Ayrı bir yazı konusu ama özetle, devlet baba gitti, faiz lobisi geldi.

22* Akıllara şöyle bir soru gelebilir. Peki neden Türkiye bugün aynı senaryoyu yaşamıyor? Temel nedeni merkez bankası rezervinin güçlü oluşudur. 2015 yılı itibariyle 110 milyar dolar olan rezerv pkk operasyonları ve Rus ambargosuna rağmen 95 milyar doların altını görmedi. Mevcut durumda yeniden 100 milyar dolar civarında seyrediyor. İkincil neden ise yabancı yatırımcı Türkiye’yi terk etse bile, alternatif yatırımlar bulunabiliyor. Veya daha karanlık yöntemler… Kaynağı belirsiz para girişi gibi…

23* Kayıt dışı sermaye yahut kaynağı belirsiz para girişi, alışık olmayan yöntemle piyasaya giren parayı ifade ediyor. Paranın nasıl kazanıldığı ve kim tarafından piyasaya sokulduğu bilinmiyor. imf Türkiye’den defalarca kayıt dışı sermaye girişini engelleyecek bir yasa yapmasını istedi ama hükümet ciddi bir adım atmadı. Özellikle 2014 yılından itibaren kayıt dışı sermaye rekora koştu. Peki kayıt dışı sermaye neden yükselişte? basit. yabancı yatırımcı Türkiye’yi terk ettikçe yahut Türkiye’ye gelmemeye başladıkça biri veya birileri piyasadaki yabancı sermaye açığını kapatmak için Türkiye’ye sermayeyi kaynağını gizleyerek getiriyor. Peki kaynak neden gizleniyor? Çünkü para muhtemelen yine Türkiye kaynaklı olduğu için. Yani Türkiye’deki para öncelikle üçüncü dünya ülkelerinden birine transfer ediliyor. Bu tip ülkeler paranın nereden geldiğini, kime ait olduğunu, nasıl kazanıldığını sorgulamıyor. Para, bu ülkelerdeki bankalardan birine giriş yaptığı an legalleşiyor. Böylece o bankadan tekrar Türkiye’ye transfer ediliyor. Tabi, Türkiye’de paranın kimden ve nereden geldiğini sorgulamıyor ve böylece kayıt dışı sermaye ülkeye giriş yapıyor. Bu sebeple piyasadaki dolar sıkıntısı aşılıyor ve Türkiye’ye yabancı sermaye girişinin olduğu yönünde olumlu bir algı yaratılıyor.

24* 2016 yılının ilk üç ayında kayıt dışı sermaye miktarı 3 milyar dolara yaklaştı. Bu bakımdan 2014 rakamları da neredeyse ikiye katlandı. Bu durum bize şunu ifade ediyor. Türkiye’ye yabancı yatırımcı gelmiyor. Dolayısıyla kayıt dışı sermaye ihtiyacı doğuyor. Türkiye’de ihtiyacı şimdilik karşılayabiliyor. Yani ekonomik kıskaç şimdilik yeterince işe yaramıyor.

25* Türkiye askeri açıdan pkk terörü, Suriye sorunu ve darbe girişimi ile sarsıldı demiştik. Fetö ise Türkiye’yi bürokratik alandan sarstı. İşin ekonomi kısmı da yukarıda anlatıldığı gibi. Kuşatma dört bir yandan. Mevcut durumda Türkiye’nin ekonomik durumu çökmüş değil, ama güçlü de değil. İlerleyen günlerde daha fazla sermaye çıkışı yaşanacaktır. Şimdilik ekonomi bahsini burada kapatabiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir