E=MC2 Nedir?.

E=MC2 Nedir?…

Bir çoğunuz duymuşsunuzdur meşhur izafiyet teorisini.

Ama birçoğumuzda tam olarak ne olduğunu bilmeyiz…

Öncelikle bilim kitaplarında %99 oranında ispatlanmış bir teori olduğunu unutmayın.

Einstein 1915 yılında Newton’un zaman her yerde aynıdır teorisine karşılık özel görelilik kuramını geliştirmiştir.

Bu teori özetle şunu anlatmaktadır. Işık hızı saniyede yaklaşık 300,000 km dir ve de herkese göre SABİTTİR.

Bunu şöyle açıklayabiliriz; 150 km hızla giden bir arabada olduğunuzu düşünün. Eğer yanınızdan 100 km hızla bir araba geçiyorsa siz onu 100 ile değil 50 km ile gidiyormuş gibi görürsünüz. Eğer o arabada 150 km ile gidiyor ise arabanın hiç gitmediğini durduğunu görürsünüz… İşte tam bu noktada ZAMANIN GÖRELİLİĞİ kuramı ortaya çıkıyor. Buna göre siz arabanın içindeyken arabaya göre dışardaki bir insan ise dışarıya göre zamanı yorumluyor.
Buraya kadar her şey normal…
Peki ilginç olan kısım ne ???
Evet işin ilginç ve teorinin ortaya çıkmasına sebep olan şey ışık hızı.
Yine aynı örneği vermek gerekirse ;

Eğer siz 100 km değil de ışık hızına yakın bir hızda giden , söz gelimi 290,000 km hızla giden bir uzay aracındasınız. Ve sizin yanınızdan da bir ışık ışını geçiyor. Normal olarak sizin ışığı (ışık hızı=300,000 km) 300,000 – 290,000 = 10,000 km hızla geçiyormuş gibi görmeniz gerekir. Ya da 299,999 km hızla gittiğinizi düşünün ışığın yanınızdan geçerken adeta duruyormuş gibi görmeniz gerekir.
Fakat böyle olmuyor ve ışık ne olursa OLSUN sizden yine sabit 300,000 km hızla uzaklaşıyor.

YANİ IŞIĞIN PEŞİNDEN NE KADAR HIZLI KOŞARSAN KOŞ IŞIK YİNE DE SENDEN AYNI HIZLA UZAKLAŞIYOR…

İşte bu noktada Albert Einstein böyle bir şeyin olabilmesini ancak bir şekilde açıklanabileceğini söylüyor.

EĞER HAREKET EDEN ARABADAKİ ( UZAY ARACINDAKİ) SAATLER DAHA YAVAŞ İLERLERSE IŞIĞIN BİZİ HER ŞEKİLDE 300,000 km ile geçmesi mümkün!!!

YANİ HAREKET EDEN CİSİMLERDE ZAMAN DAHA AZ YAVAŞLAR…Daha açık bir tabirle daha az yaşlanırız.

BU kuram yapılan bir çok deneyle ispatlanmıştır. Zaten bu yüzden %99 oranında ispatlandığı yazılır. Öyle ki ; Aynı noktada bir kulede ,kulenin altına ve kulenin üstüne iki tane atom saati yerleştirilmiştir.(Kulenin üstünde hız daha fazladır çizgisel hızdan dolayı) Bir müddet sonra saatlerinin ikisini de aynı anda bakıldığında yukardaki yani daha hızlı hareket eden saatin birazcık geride olduğu saptanmıştır…

Zamandaki yavaşlama sabit hızla düzgün doğrusal hızla hareket eden cisimler için geçerlidir. Ayrıca bu çok ufak bir yavaşlamadır. Öyle ki IŞIK HIZININ İKİ KATI HIZDA 1 sene boyunca hiç durmadan ilerlerseniz saat sadece saniyenin on bin de biri kadar geri kalıyor( ama sonuçta geri kalıyor)

Peki ya gün geldiğinde insanlar ışık hızında ya da ışık hızına yakın hızlarda seyahat edebileceklerinde ne olacak?

Not= Einstein’e göre bu imkansızdır. e=mc2 formülüne göre hareket eden cisimler enerji kazanır ve kütlesi artar. Işık hızına erişmek içinse sonsuz bir kütle gerekir ki bu imkansızdır…
ama ; diyelim ki gelişen teknoloji ile kademeli olarak değil de bir anlık ışık hızına erişebilmek ya da ona yakın hızlara erişebilmek mümkün olursa ne olacak ?Öyle ki ışık hızında zaman yarı yarıya daha yavaş ilerler. Yani size göre geçen 8 saat ışık hızınla giden bir cisim için 4 saattir.
Öyleyse ışık hızınla giden bir cisim geleceğe msj yollayabilir mi? peki eğer ışık hızına yakın hızla giden birine bir mesaj yolladığınızda size göre geçen zamanın yarısı kadar süreyi yaşayan biri siz ona mesajı attığınızda o zaten o mesajı saatler öncesinde almış olacak ve belki de siz mesajı yollamadan size o mesajın cevabını yazabilecek…

Tabi ki bu bir varsayımdır. Ancak ışık hızına yaklaşabildiğinde bu gerçekleşebilir ki ses hızını bile zor geçiyoruz şu anda.

Özetle bu kuram Newton’un ZAMAN HER YERDE AYNIDIR teorimini çürütmüştür. Ve de dünyada bilim adına yepyeni bir sayfa açmıştır.

Uydu Yörüngelerindeki Sapma İzafiyeti Doğruluyor

Görelilik kuramının doğruluğu, iki bilim adamı; Ignazio Ciufolini ve Erricos Pavlis tarafından çeşitli ölçümler yapılarak kanıtlandı. NASA, projeye 600 milyon dolarlık bir bütçe ayırmıştı. NASA’nın yetkililerinden olan Erricos Pavlis, “Einstein’ın, Dünya gibi büyük cisimlerin kendi eksenleri etrafında dönerken uzay ve zamanı büktüğünü söylediğini, kendilerinin de bundan yola çıkarak araştırma yaptıklarını” belirtti. Araştırmanın sonucunda ölçüm yapılan uyduların yörüngesinde Dünya’nın dönüş yönünde yılda iki metrelik sapma belirlendi. Yani uydular yörüngelerinden yılda iki metre kadar dışa doğru itiliyorlardı. Bu, Einstein’ın uzay-zaman sürüklenmesiyle ilgili hesaplarıyla %99 uyumlu bir bulguydu. Colorado Üniversitesi fizikçilerinden Neil Ashby, bu sonuçla ilgili olarak, “Bu, gerçekten de uzay-zaman sürüklenmesiyle ilgili ilk kesin ölçüm” açıklamasını yaptı.

23 Ekim 2004 tarihli Radikal gazetesinde, bu önemli bulguyla ilgili şöyle bir haber yapılmıştı:
… Pavlis, “Şayet Dünya, etrafındaki uzay-zamanı eğiyorsa, yakınlardaki uyduların yörüngesi değişmeliydi” dedi ve bu düşünceden hareketle LAGEOS-1 ve LAGEOS-2 adlı uyduların yörüngelerindeki sapmayı lazer ışını kullanarak ölçtüklerini anlattı. Pavlis, “Her iki uydunun yörüngesinde de Dünya’nın dönüş yönünde yılda iki metrelik sapma belirledik. Ölçümlerimiz, görelilik teorisinden hareketle daha önce yapılan hesaplara yüzde 99 uydu” dedi. İtalya’nın Lecce Üniversitesi’nden Ignazio Ciufolini ve ABD’deki Dünya Sistemleri Teknolojisi Birleşik Merkezi’nden Pavlis, 11 yıl iki uydudan gelen lazer sinyallerini inceledi.

Einstein, uzay-zamanın maddeden ayırt edilemeyeceğini, maddi cisimlerin varlığıyla koşullandığını ve güçlü çekim gücü yaratan cisimlerin yakınında uzayın ‘eğrildiğini’ iddia etmişti. Einstein’ın teorisi şimdiye dek birçok açıdan doğrulandı…

Buraya kadar kısaca özetlediğimiz bilgilerden ortaya çıkan sonuç, zamanın algı olduğu gerçeğinin bir kez daha ispatlanmış olmasıdır. Bu gerçek, asırlar önce Kuran’da haber verilmiş bir bilgidir.

Zaman Algısı
Zaman algısı aslında bir anı başka bir anla kıyaslama yöntemidir. Bunu şöyle bir örnekle açıklayabiliriz. Bir cisme vurduğumuzda bundan belirli bir ses çıkar. Aynı cisme beş dakika sonra vurduğumuzda yine bir ses çıkar. Kişi, birinci ses ile ikinci ses arasında bir süre olduğunu düşünür ve bu süreye “zaman” der. Oysa ikinci sesi duyduğu anda, birinci ses sadece zihnindeki bir hayalden ibarettir. Sadece hafızasında var olan bir bilgidir. Kişi, hafızasında olanı, yaşamakta olduğu anla kıyaslayarak zaman algısını elde eder. Eğer bu kıyas olmasa, zaman algısı da olmayacaktır.

Aynı şekilde kişi, bir odaya kapısından girip sonra da odanın ortasındaki bir koltuğa oturan bir insanı gördüğünde, kıyas yapar. Gördüğü insan koltuğa oturduğu anda, onun kapıyı açması, odanın ortasına doğru yürümesi ile ilgili görüntüler, sadece beyinde yer alan bir bilgidir. Zaman algısı, koltuğa oturmakta olan insan ile bu bilgiler arasında kıyas yapılarak ortaya çıkar.

Kısacası zaman, beyinde saklanan birtakım hayaller arasında kıyas yapılmasıyla var olmaktadır. Eğer bir insanın hafızası olmasa, beyni bu tür yorumlar yapmaz ve dolayısıyla zaman algısı da oluşmaz. Bir insanın “ben otuz yaşındayım” demesinin nedeni, beyninde söz konusu otuz yıla ait bazı bilgilerin biriktirilmiş olmasıdır. Eğer hafızası olmasa, ardında böyle bir zaman dilimi olduğunu düşünmeyecek, sadece yaşadığı tek bir “an” ile muhatap olacaktır.
Zaman bir algıdan ibaret olduğuna göre de, tümüyle algılayana bağlı, yani göreceli bir kavramdır. Zamanın göreceliği, rüyada çok açık bir biçimde yaşanır. Rüyada gördüklerimizi saatler sürmüş gibi hissetsek de, gerçekte her şey birkaç dakika hatta birkaç saniye sürmüştür.

Konuyu biraz daha açıklamak için bir örnek üzerinde düşünelim. Özel olarak dizayn edilmiş tek pencereli bir odada oturup, burada belirli bir süre geçirdiğimizi varsayalım. Odada geçen zamanı görebileceğimiz bir de saat bulunsun. Aynı zamanda odanın penceresinden güneşin belirli aralıklarla doğup-battığını görelim. Aradan birkaç gün geçtikten sonra, o odada ne kadar kaldığımız sorulduğunda vereceğimiz cevap; hem zaman zaman saate bakarak edindiğimiz bilgi, hem de güneşin kaç kere doğup battığına bağlı olarak yaptığımız hesaptır. Örneğin, odada üç gün kaldığımızı hesaplarız.

Ama eğer bizi bu odaya koyan kişi bize gelir de, “Aslında sen, bu odada iki gün kaldın.” derse ve pencerede gördüğümüz güneşin aslında suni olarak oluşturulduğunu, odadaki saatin de özellikle hızlı işletildiğini söylerse, bu durumda yaptığımız hesabın hiçbir anlamı kalmaz.

Bu örnek de göstermektedir ki zamanın akış hızıyla ilgili bilgimiz, sadece algılayana göre değişen referanslara dayanmaktadır.

Daha derinlerine inerseniz ne kadar muhteşem bir teori ile karşı karşıya olduğumuzu anlar ve hissedebilirsiniz.

One thought on “E=MC2 Nedir?.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir